|
Bu çalışmanın amacı, AB ile gümrük birliğine girilmesinden
ve Dünya Ticaret Örgütünün kurulmasından (Türkiye’nin de üyeliği
ile) sonra, ülkemizde uygulanmakta olan ihracat teşviklerinde
yapılması zorunlu hale gelen değişiklikleri, teşviklerin tarihsel
gelişimini de içine alacak bir biçimde incelemektir.
TARİHSEL GELİŞİM
A-Cumhuriyet Öncesi
İlk Dış Borç
Osmanlı Devleti’nin dış ticaret rejimi ile ilgili ilk değişiklikler,
1838’de İngiltere ve Fransa’nın girişimleri (siyasi ve ticari
baskıları) ile ithalatta gümrük resimlerinin yüzde 12’den,
yüzde 3’e düşürülmesi ve ihracatta alınan gümrük resimlerinin
tamamen kaldırılması veya yüzde 1’e düşürülmesi şeklinde olmuştur.
Bunun sonucu ise, o dönemin bazı idarecileri tarafından başarı
olarak sunulan, gümrük resimleri hasılatının iki katına çıkması
olmuştur. Diğer bir ifade ile ithalat sekiz kat artmıştır.
Ancak asıl ilginç gelişme, ilk bir kaç yıl, ihracatın da neredeyse
ithalatı karşılayacak miktarlarda artış göstermesi olmuştur.
Sonrasında ise 1844 yılında Osmanlı’nın bütün altın ve gümüş
rezervi tükenmiş, Galata bankerleri üzerinden bir nevi iç
borçlanmaya gidilmiş ise de, 1854 yılında Osmanlı Devleti
ilk resmi dış borcunu almıştır.
İlk İhracat Teşvikleri
Osmanlı Devletinin, gittikçe büyüyen dış borçlarını nasıl
ödeyeceği sorusu, alacaklı devletlerin uykularını kaçırmaya
başlayınca, Osmanlı Devletinin idarecilerinin yanı sıra, bu
devletler de Osmanlı Devletinin ihracatının neden gelişemediği
ve nasıl geliştirilebileceği sorusuna yanıt aramaya başladılar.
Her dönemde olduğu gibi bu sorunun yanıtı, o dönem için de
çok basitti. Ulaşım altyapısının yetersizliği ya da olmayışı
ile ihraç ürünlerinin (tütün, yün, tiftik) işlenmemiş ürünler
olması. Böylece, alacaklı devletler ve Osmanlı Devleti, bu
ihtiyaçlar doğrultusunda çaba sarfetmeye başladılar. Bu girişimler
sonucunda Osmanlı Devleti ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti
tarihindeki ilk teşvik kararları (hem yatırım ve hem ihracat
teşvikleri) alındı. Bu kapsamda ilk ihracat teşviği olarak,
pamuğu işleyerek, pamuk ipliği olarak ihraç edecek olanlardan
ihraç gümrük resminin alınmayacağının ilan edilmesi sayılabilir.
Yani ilk ihracat teşvikleri, sınai katma değer ihtiva eden
ürün ihracatının sağlanması amacına dönük olmuştur. Bugün
de ülkemiz ihracat teşviklerinin temelini bu düşünce oluşturmaktadır.
İlk Teşvik Uygulama Birimi
İşlenmiş ürün ihracatının artırılması ile ilgili bu ilk teşvik
tedbirlerinin uygulamasının, 1881 yılında Muharrem Kararnamesi
ile kurulan Duyun-u Umumiye İdaresi tarafından yapıldığı görülmektedir.
Bu idarenin, ihracatı artırmak ve böylece Osmanlı Devletinin
dış borçlarını ödeyebilmek için aldığı önlemler, tamamiyle
ürün kalitesinin ve dolayısıyla katma değerinin artırılmasına
yönelik olmuştur. Bu amaçla idare tarafından Bursa’da bir
ipekçilik okulu açılmış ve dışardan verimli tohum ithal edilmiştir.
Ayrıca, Osmanlı Tütünleri Reji Şirketi kurularak, tütünlerin
işlenerek ihracı sağlanmış ve önemli döviz girdisi sağlanmıştır.
Bu tedbirler gerçekten başarılı olmuş ve 1880 yılından 1914
yılına kadar ipek iplik ve kumaş ihracatı 5-6 kat artmıştır.
B-Cumhuriyet Sonrası
İlk Teşvik İptali ve İlk İhracat Vergisi İstisnası
1923 yılında İzmir’de yapılan Birinci İktisat Kongresinde
alınan kararlar doğrultusunda 1927’de Teşvik’i Sanayi Kanunu
15 yıllık bir süre için yürürlüğe konulmuş ve Milli Sanayiin
geliştirilmesi için her türlü kolaylık gösterilmiştir. 1933
yılında ana amacı yurt içinde üretilen hammaddeleri işlemeye
yönelik endüstrilerin kurulmasını sağlamak olan ilk kalkınma
planı hazırlanarak uygulamaya konulmuş ve bu plan kapsamında
yine ilk kez olarak daha önce tanınan bazı gümrük muafiyetleri
iptal edilmiştir. 1940 yılında üretimi devlet tekelinde olan
malların ihracatında muamele vergisine istisna getiren 3848
sayılı kanun son şekliyle yürürlüğe girmiştir. İlk ihracat
teşviği sayılabilecek hükmü içeren bu kanun 1956 yılına kadar
yürürlükte kalmıştır.
Serbest Ekonomi Prensiplerini Muhafaza Ederek Kalkınma Planı
Uygulayan İlk Devlet: Türkiye Cumhuriyeti
Serbest piyasa ekonomisi uygulayan ve aynı zamanda kalkınma
planı hazırlayan ve uygulayan ilk devlet Türkiye’dir (en azından,
bu çalışmayı hazırlayan, bir başkasını tespit edememiştir).
Kapsamının oldukça dar olmasına rağmen, bu ilk kalkınma planı
en başarılı planlardan biri olmuş ve çimento, çelik, şeker,
cam, mensucat, kömür gibi temel sanayiler kurulmuştur. Bu
planın devamı niteliğinde olan ikinci plan, II. Dünya Savaşı
nedeniyle uygulanamamıştır.
Planlı Dönem
1963 yılında başlayan beş yıllık kalkınma planlarının (halihazırda
yedincisi uygulanmaktadır), hepsinde ihracatın artırılması
gereği üzerinde durulmuş ve bu amaçla birbirine çok yakın
önlemlerin alınması planlarda yer almıştır. Aşağıda bu planlarda
ihracatın geliştirilmesi amacına dönük önemli noktalar kısaca
belirtilmiştir.
• İhraç mallarının uluslararası standartlara uygunluğunu sağlanacaktır.
• İhraç mallarındaki ambalaj yetersizliğini gidermek amacıyla,
modern ambalaj tesisleri kurulacaktır.
• Kalite kontrolü geliştirilecektir.
• Dış pazarlarla ilgili piyasa araştırmaları ve tanıtım faaliyetleri
desteklenecektir.
• Mamul ihraç ürünlerinden alınan bütün dolaylı vergiler iade
edilecektir.
• İhracatçıların ve ihracatçı birliklerinin dış ülkelerde
temsilcilikler açması ve fuarlara katılması teşvik edilecektir.
Potansiyel ihraç ürünlerinin yurt dışında etkin tanıtımı sağlanacaktır.
Bu amaçla fuar ve sergilere katılım özendirilerek, yurt dışında
pazarlamaya yönelik şirketleşmeler teşvik edilecektir.
• İhracatçı birliklerinin kuruluşu teşvik edilecektir.
• İşlenmiş tarım ürünlerinin ihracatı teşvik edilecektir.
• İhracat kredi sistemi daha etkin hale getirilecektir.
• İhracat sigorta sistemi geliştirilecektir.
• İhracatçının ihtiyaç duyduğu bilgiye (ticari ve pazarlama)
ulaşmasını sağlamak amacıyla İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi
yeniden düzenlenecektir.
• Bütün kamu kuruluşları, gösterilecek ihracat hedeflerine
uygun şekilde düzenlemeler yapacaktır.
• İkame politikaları ve ithalat rejimi, ihracata dönük sanayilerin
geliştirilmesine dönük olarak organize edilecektir.
• İhracı yasak mallar dışındaki tüm malların ihracı serbest
bırakılacaktır.
• İhracatçı Birliklerine üye olma zorunluluğu kaldırılacaktır
(halen zorunludur).
• İhracat esnasında miktar, fiyat ve kalite denetimi dışında
denetim yapılmayacaktır.
• İhracatla ilgili bürokratik işlemler kolaylaştırılıp, merkezileştirilecektir.
• Döviz tahsisleri, ihracat taahhüt değerleri ile ilişkilendirilecektir.
• İhracatta vergi iadesi sistemi, dış pazarlarda rekabet şartları
zorlaşan, özellikle sanayi ürünlerine yöneltilecektir.
Her Plan Döneminde Aynı Şeyler İfade Edilmiştir
Görüldüğü üzere bugün hâlâ söylenmekte olanlarla, plan dönemlerinde
ihracatın artırılması için alınması gerektiği ifade edilen
önlemler arasında büyük farklılıklar yoktur. Hatta bugün uygulanmakta
olan “İhracata Yönelik Devlet Yardımları” kapsamındaki teşvik
araçları ile I. Beş Yıllık Plan Döneminde alınması ön görülen
önlemler arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır. Planların
incelemesi sonucunda ortaya çıkan diğer önemli bir husus,
ihracatın artırılması için alınması gereken önlemlerin, ülkedeki
yatırımların artırılmasına yönelik önlemler ile aynı paralelde
olmasına gösterilen özen olmaktadır.
Planlı Dönemde Uygulanan Başlıca İhracat Teşvik Tedbirleri
Özellikle 1980 sonrasında uygulana gelen başlıca ihracat teşvikleri
ve kısa tanımları, dayandıkları Kanunlar itibariyle aşağıda
belirtilmiştir.
-Vergi İadesi : İhraç ürünlerinin üretimi aşamasında
alınan dolaylı veya doğrudan vergilerin iade edilmesi esasına
dayanan bu tedbir, 261 sayılı Kanunla 1963 yılında ilk kez
uygulanmıştır. Uygulama ile ilgili ilk Kararname 5.12.1963
tarih ve 6/2453 sayılı Kararnamedir. En uzun süreli ve etkin
teşvik aracı olarak, özellikle 1980’li yılların ilk yarısına
damgasını vuran “vergi iadesi” teşviki, 1986 yılından sonra
kamuoyunda yoğunlaşan “hayali ihracat” iddiaları ile olan
yakın ilişkisi nedeniyle 1.1.1989’dan itibaren yürürlükten
kaldırılmıştır.
-Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu : Bu fondan, gerçekleştirilen
ihracat tutarları üzerinden prim ödemeleri yapılarak, ihracatın
finansmanında kullanılan kredi faizlerinin yükünün azaltılması
hedeflenmiştir. 5.1.1984 tarih ve 84/8860 sayılı Kararname
ile oluşturulmuş bir fondur.
-Vergi, Resim ve Harç İstisnası :İhracat ile ilgili
her türlü işlemlerde vergi, resim ve harç bağışıklığı sağlamaya
yönelik olarak, 13.4.1985 tarih ve 18724 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 85/9353 sayılı Kararla ilk kez
uygulama alanı bulmuştur.
-Gümrük Muafiyetli İthalat : İhraç ürünlerinin bünyesinde
kullanılan ham maddelerin, belli oranda ihracat taahhüdü karşılığında,
gümrüksüz ithaline müsaade edilmesi şeklinde uygulanan bir
araç olup, 31.12.1984 tarih ve 18622 sayılı Resmi Gazete’de
yayınlanan 85/2 sayılı İhracatı Teşvik Tebliği ile uygulanmaya
başlanmıştır. Halen uygulanan Dahilde İşleme Rejimi, esas
itibariyle bu sisteme dayanmaktadır.
-İhracat Sayılan Satış ve Teslimler :Vergi iadesi esasına
dayanan teşvik mantığının, döviz kazandırıcı hüviyetteki yurt
içi satış ve teslimlere uyarlanması olup, vergi iadesi ile
aynı kararlara dayandırılarak uygulanmıştır. Ancak 1984 yılından
sonra bu teşvik için kullanan kaynak değiştirilmiş, ödeme,
“vergi iadesi” olarak değil “prim ödemesi” şeklinde yapılmıştır.
1980 Sonrası Uygulamalar
Ülkemiz ihracatının dünya konjonktürünün tersine, yüksek oranda
arttığı 1980’li yılların ilk yarısı, gerek uygulanan ekonomik
politikanın alternatifsiz oluşu, gerekse dönemin özelliği
nedeniyle (yasama ve yürütmenin son derece hızlı hareket edebilmesi)
ekonomik kalkınma açısından gerçekten çok hareketli bir dönem
olma özelliğine sahip idi. Daha 1985’e gelmeden, neredeyse
ülkenin tamamında otomatik telefon haberleşmesi sağlanmış,
renkli televizyon yayınına başlanmıştı. Ülke otoyollarla tanışmış,
bir kaç yıl içinde bir şantiyeye dönmüştü. İhracat artışları
inanılmazdı. Ne olmuştu ?
Bilinen ekonomi kuralları ile bakıldığında, aslında olağan
dışı fazla bir şey yoktu. Yapılması gerekenler kör topal yapılmış,
ülkenin potansiyelinin ortaya çıkarılması için zemin hazırlanmış
ancak bütün bunlar çok iyi vitrinlenmişti. Zamanın başbakanının
söylediği “en pahalı enerji olmayan enerjidir” sözü ile en
güzel ifadesi bulan anlayışla, ülkenin altyapı yetersizliği,
ne pahasına olursa olsun giderilmeye çalışılmıştı. Gerçekten
bazılarına göre biraz pahalıya patlasa da, bu konuda oldukça
başarı sağlanmıştır. İşte bu dönemde, iç piyasanın yeniden
canlandırılması ve ekonomik gelişmenin sürdürülebilmesi için
hayati öneme sahip döviz rezervlerinin artırılabilmesi için
her türlü çare denenmiştir.
İhracat teşvikleri açısından bakıldığında, bu dönemde en popüler
teşvik aracı olarak “vergi iadesi” ortaya çıkmaktadır. Bu
dönemde bu araç en popüler araç olmasının bedelini, en çok
istismar edilen araç olarak ödemiş ve ilk yürürlükten kaldırılan
teşvik tedbiri olmuştur. Yukarıda da ifade edildiği üzere,
ihraç ürünlerinin üretimi aşamasında alınan dolaylı veya doğrudan
vergilerin iade edilmesi esasına dayanan bu tedbir, 1980 sonrası
dönemde bazı ürünlerde, ödenmesi gereken oranların üzerinde
bir iade anlayışına bürünmüştür. 1980’li yıllar, dolandırıcısından,
namuslu işadamına, köylüsünden kentlisine her alanda Türk
insanının vizyonunun değiştiği, kimilerine göre ülke insanının
değer yargılarının değiştiği yıllar olmuştur.
GÜNCEL UYGULAMALAR
Yürürlükteki Yardımlar
Ülkemizde yürürlükte olan ihracat destekleme enstrümanları,
kredilendirmeden hibe yardımlara uzanan oldukça geniş bir
yelpaze içinde yer almaktadır. En yaygın şekilde kullanılan
araç ise, gümrük vergilerinden muafiyet sağlayan “Dahilde
İşleme Rejimi”dir. Son yıllarda mahsup sistemi, prim ödemesi
ve ihracat iadesi gibi isimler altında vergi iadesi sistemine
benzer uygulamalar münferit şekillerde kullanılmaktadır. Eximbank
tarafından sunulan ihracat kredi proğramları da yaygın şekilde
kullanılan enstrümanlardandır.
Güncel devlet yardımları anlayışında dikkati çeken bir husus
ise, yardımların oluşturulma mekanizmasında kendini göstermektedir.
İstisna ve muafiyet sağlayan yardımlar Yüksek Planlama Kurulu
Kararlarını müteakiben Bakanlar Kurulu Kararları ile uygulamaya
konulurken, çoğunlukla daha fazla kaynak aktarımını gerektiren
hibe devlet yardımları, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu
Kararları ile yürürlüğe konulabilmektedir.
Doğrudan nakdi hibe yardım uygulamaları 94/6401 sayılı “İhracata
Yönelik Devlet Yardımları”na ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı
ve bu karara dayanarak çıkarılan Para-Kredi ve Koordinasyon
Kurulu tebliğleri ile yürütülen ve başlıcaları Tarımsal İhracat
İadeleri, Sanayi Geliştirme Yardımı, Ar-Ge Yardımı, Fuar Yardımı,
Yurt Dışı Ofis-Mağaza Yardımı, Çevre Yardımı, Eğitim Yardımı,
İstihdam Yardımı, Pazar Araştırması, Patent ve Endüstriyel
Tasarım Yardımı şeklindeki programlardan oluşmaktadır.
Değerlendirmeler
Bu yardımların ortak özelliği Dünya Ticaret Örgütü tarafından
öngörülen devlet yardımı kriterlerini taşımalarıdır. İhracat
artırıcı etkileri ise tartışmaya açıktır. Bu yardımlardan
Tarımsal İadeler ile Sanayi Geliştirme Yardımları dışında
olanlardan, ihraç ürünlerinin doğrudan yurt dışında pazarlanmasına
yönelik olan “Yurt Dışı Ofis-Mağaza Yardımı” ile “Çevre Yardımı”
haricindekiler ancak uzun vadede ölçülebilecek sonuçlar ortaya
koyabilme niteliği taşımakta olup, ortaya çıkacak sonucun
arzu edilen sonuç olmama ihtimali de gözden uzak tutulmamalıdır.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Yatırımlarla ihracat arasında yakın bir ilişki, ihracata
dayalı kalkınma modeli uygulayan her ülkede kurulabilmektedir.
Bu itibarla, yatırım teşvikleri ve ülkedeki her türlü sübvanse
edilmiş kredi sistemlerinin ve programlarının, ihracata dönük
bir anlayışla yeniden organize edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Bunun gerçekleştirilebilmesinin ön şartı ise kurumsal birlikteliğin
tesis edilmesidir.
... “Üçüncüsü devletin başka yerlerinde birbirinden farklı
politikaların ve tatbikatın yapılmadığının tescilidir.”… Teşvik
politikalarının bir bütün halinde ve tek bir kurum tarafından
kontrol edilmesi gerektiğine işaret eden bu ifade, 1980 sonrası
dönemin Başbakanı Sn. Turgut Özal tarafından 1971 yılında
ifade edilmiştir. İhracata dayalı bir kalkınma modeli benimseyen
ve henüz gelişmesini tamamlayamamış olan ülkemizde uygulanmakta
olan teşvik politikalarında görülen en önemli eksikliğin,
1980’den sonra, teşvik politikalarını oluşturan ve uygulamalarını
yürüten birimlerde kısmen sağlanan birlikteliğin 1990 sonrasında
bozulmaya başlaması olduğu düşünülmektedir.
Çok sayıda kamu kurumu, kendi yetki ve sorumluluk alanlarında
değişik tedbirler dizisi etrafında teşvik tedbirleri uygulamaktadır.
Turizm Bakanlığı, arsa-arazi tahsisleri yapmakta, Maliye Bakanlığı,
25 Mart 1998 tarih ve 4325 sayılı kanun kapsamında vergi teşvikleri
ve arsa-arazi tahsisi gerçekleştirmektedir. Halk Bankası,
KOBİ’lere yönelik yatırım ve işletme kredileri sunarken, aynı
amaca yönelik olarak Hazine Müsteşarlığı, yatırımları teşvik
etmektedir. Eximbank yurt dışı mağaza kredisi proğramını yürütürken,
Dış Ticaret Müsteşarlığı, Yurt Dışı Ofis Mağaza Yardımını
uygulamaya koymaktadır. Düzenlemeleri ve uygulama tebliğleri
Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından çıkarılan, ancak, diğer
bütün teknik, bilimsel ve mali değerlendirmeleri Türkiye Bilimsel
ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Türkiye Teknoloji
Geliştirme Vakfı (TTGV) tarafından yapılmakta olan AR-GE yardımı
kapsamında, aynı projeler hem yüzde 50 hibe yardım ve hem
de yüzde 50 oranında kredi desteğinden faydalanabilmektedir.
Aynı amaçlara yönelik farklı uygulama düzenleri, teşvik tedbirlerinin
etkinliğini ve ölçülebilirliğini kısıtlamaktadır. Bugüne kadar,
gerek DTÖ nezdinde ülkemize karşı açılan antidamping ve antisübvansiyon
davalarından, gerekse AB ile kurulan Gümrük Birliği kapsamında
sürdürülen mevzuat uyum çalışmalarından edinilen tecrübeler,
bu tür uluslararası organizasyonların, teşvik tedbirinin adı
ve türünden ziyade, rekabete etkisi ve miktarı ile ilgilendiğini
göstermektedir. Bu nedenle de, devlet yardımlarına ilişkin
çok başlı uygulamalar, uluslararası platformlarda bazı sektörleri
sıkıntıya sokabilmektedir.
İlk teşvik uygulamalarından bugüne kadar, yapılan uygulamaların
temel mantığının değişmediği ve amacın hep, sınai katma değeri
yüksek ürün ihracatının artırılması olduğu görülmektedir.
Bu nedenle, teşvik tedbirlerinin etkinliğini artırmak için,
fantazi şeklinde teşvik araçları aramak yerine, bu temel ve
doğru tespitin en etkili şekilde ülkemiz ekonomik çıkarları
merkezli bir anlayışla yeniden organize edilmesi veya bozulan
organizasyonsuzluğun giderilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Mevcut yapı içinde tesis edilebilecek en etkili ihracat teşviğinin,
ülkemiz menşeli ürünlerin dış pazarlarda doğrudan pazarlanmasına
yönelik olan ve ihracatçının pazarlama riskine ve maliyetlerine
ortak olması şeklinde özetlenebilecek olan uygulamalar olduğu
düşünülmektedir. Bu kapsamda ağırlıklı olarak Türk Malı pazarlayacak
olan hipermarketlerin oluşturulmasına ve dağıtım şirketlerinin
kurulması maliyetlerine doğrudan katılım, ilk düşünülebilecek
teşvik unsurlarıdır.
Devlet yardımlarının (ihracat ve yatırım) sonuçlarını değerlendirebilecek
şekilde teçhiz edilmiş merkezi tek bir birim oluşturulması
ve yardım uygulaması yapan diğer bütün kurum ve kuruluşların
bu birimle ilişkilendirilmesi, devlet yardımlarının analizinin
yapılmasına, sonuçlarının ölçülebilmesine ve uygulamaların
basitleştirilmesine imkan tanıyacaktır. Mevcut durumda, bütün
yardımların esasını, ülkemiz ihracat kabiliyetinin artırılması
oluşturduğundan hareketle ve ihracatta en uzman kurum olması
nedeniyle böyle bir birimin Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde
olması gerektiği de açıktır.
Kaynakça
1. Özel İhtisas Komisyonu Raporları, DPT yayınları.
2. GATT Normları ve Uluslararası Bütünleşmeler Açısından Devlet
Yardımları, DPT 1995.
3. Türkiye Esnaf-Sanatkar ve Küçük Sanayi Araştırma Enstitüsü
(TES-AR) No:14 Yayını.
4. İhracatı Teşvik Tebliğleri.
5. DTM Yayınları
|